Hakkımızda      Edebiyat Dergileri      Kültür & Sanat      Markalarımız      Fiyat Listesi      Kitap Kapağı Seç      İletişim     
elips.com.tr



Eylül

Mehmet Rauf

19 TL
9,50 TL
 
0/5 (0 kişi)



Suat, Necip, Süreyya ve diğerleri; Hacer, Fatin, dadı. Boğaziçi´nde bir yalıda geçirilen upuzun bir yaz mevsimi. Eylül, esas itibariyle Necip´in, yakın arkadaşı Süreyya´nın karısı Suat´a olan ´´yasak´´ aşkından ve Suat´ın da giderek bu aşka karşılık verişinden ibaret görünse de, onu sıradan bir aşk romanı olmaktan çıkaran asıl özellik, karakterlerin ruh tahlillerinin derinliğinde kendini gösterir. Bu özelliğinden dolayıdır ki edebiyatımızda ´´ilk psikolojik roman´´ olan Mehmed Rauf´un bu ölmez eseri, orijinalitesini bozmayacak seviyede bir sadeleştirmeye tabi tutulmuş olarak, okuyuculara sunulmaktadır.

Kategori : Roman
Cilt Türü : Karton Kapak
Basım Tarihi : 2011
Basım Yeri : Ankara
Baskı Sayısı : 2
Ebat : 11.5X19
Dil : Türkçe
Kağıt Türü : 60 gr. Enzo
Sayfa Sayısı : 282
Barkod : 9789756053089
ISBN : 978-975-6053-08-9

Yazar Hakkında

 12 Ağustos 1875 yılında İstanbul Balat’ta, Kesmekaya Mahallesi’nde dünyaya geldi. Bahriye Nezareti sicil kayıtlarında ‘Kadıköylü’ ibaresi yer almaktadır. Babası Kütahya’dan askerlik görevi için İstanbul’a gelen ve daha sonra da buraya yerleşen Liman Dairesi memurlarından Ahmet Şükrü Efendi’dir. Liman Dairesinde kapı çuhadarlığı ve himme müdürlüğü görevlerinde bulunan bu kişi için “Hafız Ahmet Efendi diye de bahsedilir.” Ahmet Şükrü Efendi’nin görüş ufkunun ve kültür hududunun dar olduğundan bahsedilse de, Mehmet Rauf’u çocukluğunda elinden tutup tiyatroya götürmesiyle, Ahmet Şükrü Efendi’nin ileri fikirli birisi olduğunu söylenebilir. Mehmet Rauf’un annesi de “komşularına romanlar okuyan, kahramanlar için gözyaşları döken içli bir kadındır”. Rauf, Defterdar Mahalle Mektebi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra 1888 yılında Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’ni bitirip aynı yıl Bahriye Mektebi’ne kayıt olur. Sivil hayatın serbestliğinden, askeri hayatın içine girmek Mehmet Rauf’un hoşuna gitmez. Babasının, askeri okula kayıt konusundaki ısrarına her ne kadar direndiyse de, Bahriye Mektebi’nin sınavlarını vererek kayıt yaptırır. İlk günlerde, okuldan kaçma isteği sürekli aklında olsa da, Heybeliada’nın doğal güzellikleri onu bu fikrinden uzaklaştırır. Halit Ziya Mehmet Rauf’un eğitim hayatına dair şu ifadeleri kullanır: “Bu küçük çocuk, o zamanın her küçük çocuğu gibi, şöyle böyle ilk tahsilini bitirdikten sonra, en ucuz bir surette yetiştirilmek üzere, -asıl manası evden çıkarılmak ve baştan atılmak olacak- Bahriye Mektebi’ne verilmişti. O, bir denizci olmak için değil, bir edebiyatçı olmak için titriyordu. Bahriye Mektebi’nden 1894 yılında teğmen olarak mezun olan Mehmet Rauf, Girit’in Suda Limanı’nda bulunan “Mehmet Selim” Eğitim Gemisinde sekiz ay staj gördükten sonra İstanbul’a döner. Tarabya Karakol Gemisi’nde irtibat subayı olan Mehmet Rauf, Boğazdaki görevi sırasında Servet-i Fünun mecmuasında tanıştığı Tevfik Fikret’in halasının kızı Ayşe Sermet ile evlenerek, Rumeli Hisarı’nda bir müddet Tevfik Fikret ile aynı evi paylaşır ve bu evliliğinden iki kızı dünyaya gelir. Tevfik Fikret’in yanında kaldığı süreçte Fikret’in eşine âşık olduğu ve bu aşkın sonunda ileride yazacak olduğu “Eylül” romanının temelinin atıldığını iddia eden edebiyatçılar da olmuştur. İlk eşinden ayrılmadan Besime Hanım ile ikinci evliliğini yapan Mehmet Rauf’un bu evliliğinden de bir kızı olur. Daha sonra Besime hanımdan ayrılıp Muazzez Hanım ile evlenir. Bekâr iken Boğaz’da yaşamış olduğu yasak aşkın yanı sıra, evlendikten sonra yaşadığı yasak aşkın sonunda yaptığı intihar girişiminin de hayatında önemli bir yeri bulunmaktadır. Edebiyat ve arkadaş çevresinden tepki gören Mehmet Rauf’un zaten kötü olan maddi durumu daha da kötüleşir. Mehmet Rauf’un maddi durumunun kötüleştiği dönemlerde yazdığı , amme ahlakına aykırı görülerek yasaklanmış olan ‘Bir Zambağın Hikâyesi’ adlı eser nedeniyle Divan-ı Harb-i Örfi tarafından suçlu bulunarak altı ay hapis yatar. Geçirmiş olduğu ilk felcin ardından iki sene sonra gelen daha ağır bir felç ile yatağa düşen Mehmet Rauf, çok halsizleşir ve konuşamaz hale gelir. Aynı zamanda, geçim sıkıntısı içinde olan Mehmet Rauf’a devletten maaş bağlanır. Bir buçuk yıl süren bu ağır hastalık sonucunda iyice halsiz düşen Rauf, kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastahanesi’nde 23 Aralık 1931 tarihinde vefat etti.

Mehmet Rauf’un edebiyata olan ilgisi çocuk yaşlarında okumuş olduğu kitaplar ve babası ile gittiği tiyatrolarla başlar Bahriye mektebinde edinmiş olduğu dostluklar da Mehmet Rauf’un edebiyata olan ilgisini artırır. Burada Türk edebiyatından romanlar okur ve Rüştiye’de öğrenmeye başladığı Fransızca sayesinde yabancı roman ve tiyatroları okumaya başlar ve bazılarını da Türkçeye çevirmeye çalışır. Bu okumalarının yanı sıra ilk denemelerine de bu yıllarda başlayan Mehmet Rauf, “Denaet yahut Gaskonya Korsanları” adında bir roman yazar. Bu eseri için Maariften izin dahi alan Mehmet Rauf, bu romanını bastıramaz. Fakat bu onun şevkini kırmaz. Rüştiyedekiler, okumaya ve yazmaya devam eden Mehmet  Rauf’a “roman okuyan efendi” derler. Okuldaki hocalarının ve ailesinin bu konudaki olumsuz baskılarının yıldıramadığı Rauf’un bir keresinde babasının yırttığı müsveddesi yüzünden ağladığı da ifade edilir. Bahriye Mektebi’nde iken okuduğu tiyatro eseri yüzünden falaka cezasına da çarptırılır. İlk romanları cinayet üzerine olan Mehmet Rauf’un bu tür roman yazmasının nedeni, o yıllarda bu tür romanların çevirisinin ön planda olmasıdır. Edebiyattaki eğilimleri değişen Mehmet Rauf, çocukça şeyler diye nitelendirdiği bu cinayet romanlarından uzaklaşıp, George Ohnet, Octave Feuillet, Alphonse Dauet, Emile Zola, Gustava Flaubert gibi yazarları okumaya başlar ve onlardan çok etkilenir. Mehmet Rauf’un arayış dönemini oluşturan bu süreçte kaleme aldığı Canfeza adlı hikâyesinin yayımlanması için milli eserler neşrine başlayan Arakel’e bir aracı vasıtası ile eserini gönderir. Çalışmasının beğenilmesine rağmen bazı düzeltmeler talebi ile geri gönderilir ve bu eseri de böylece kalır. Bu devrede Mehmet Rauf’u etkileyen diğer bir olay ise, Nemide’nin yazılmasıdır. Halit Ziya’nın bu romanı onu derinden etkiler. Nemide onu öksüzlükten kurtardığı gibi ufkunu da büyük ölçüde genişletir. Mehmet Rauf, sanatı ve eserlerine duyduğu hayranlığı ifade etmek üzere Halid Ziya’ya bir mektup yazar. Halid Ziya’nın kendisine vermiş olduğu cevaptan cesaret alan  Mehmet Rauf, ona yazmış olduğu, fakat yayınlatamadığı Düşmüş adlı hikâyesi hakkında fikir almak için kendisine gönderir. Hikâyeyi beğenen Halid Ziya eseri Hizmet gazetesinde yayımlatır. Bundan sonra Halit Ziya ile Mehmet Rauf’un arasında dostane mektuplaşmalar başlar. Bu karşılıklı mektuplaşmalar Halid Ziya’nın İstanbul’a gelişine kadar devam eder ve bu vesile ile yıllarca sürecek olan dostluğun temelleri atılır. Mehmet Rauf Mektep dergisinde iken mensur şiir ve hikâye denemelerinin yanında Garp Edebiyatı hakkında uzun tetkikler de yapar. Kendi eserlerinin anlaşılması için gerekli olduğunu düşünerek Batı’da hikâye ve tiyatronun geçirdiği evreleri anlatır. Mektep’te ki arkadaşları Cahit Sıtkı ve Cenap Şehabettin’e de Batı edebiyatını okuyucuya anlatmadan başarılı olunamayacağını söyler. Mehmet Rauf’un Mektep dergisindeki kısa yazarlık dönemi kendisine şöhretten ziyade edebi bir birikim sağlamasına yardımcı olan bir dönemdir. Kendisinin popüler olduğu asıl dönem Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanan Batı hayranı gençlerin oluşturduğu topluluğa katılması ile başlar. Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan bir hikâyesi ile bu gruba katılan Mehmet Rauf, Ferda-yı Garam adlı aşk hikâyesi ile ilk aşk romanını yazar ve “hasta olma” motifini Türk romanına sokar. İkdam gazetesinde yayımlanan Mehmet Rauf’un bu eseri aynı dönemde meydana gelen Ermeni vakası nedeni ile fazla ilgi görmez. Bu çalışmasıyla Mehmet Rauf, edebiyatımızda ilk psikolojik roman sıfatına sahip olan Eylül adlı eserinin de temelini atar. Henüz yirmi yaşında iken yazmış olduğu bu romanla ilk defa ele aldığı aşk fedakârlığı konusu, ileride sık sık kaleme alacağı yabancı dil bilen, edebiyatla ilgilenen, piyano çalan çoğunlukla kumral genç kadın prototipini de içerir. Mehmet Rauf’un Cenap Şehabettin ile ara sıra gittikleri Servet-i Fünun dergisinde bir iki hikâyesi yayımlanır. Tevfik Fikret’in de dergiye geçmesinin ardından, dergi etrafında edebiyat meraklısı gençler toplanmaya başlar. Aynı mahallede ikamet eden Mehmet Rauf’la Cenap Şehabettin de dergiye daha sık gitmeye başlarlar ve burada yapılan toplantılara katılırlar. Bu toplantılara Tevfik Fikret, Halit Ziya, Ali Ekrem gibi dönemin önemli şair ve yazarlarının yanında, yazmaya yeni başlamış genç yazarlar da katılırlar. Mehmet Rauf’un Servet-i Fünun dergisine tamamen katılmasının ardından dergideki arkadaşlık bağları güçlenir, gündüzleri bir araya gelen topluluk artık yetinmeyip geceleri de evlerde bir araya gelirler. Burada Mehmet Rauf’un bir özelliğine değinmekte de fayda vardır. Dergide bir araya gelen ve kalıcı dostluklara vesile olan buluşmalar sürecinde Mehmet Rauf insanların birbiri ile tanışıp yakınlaşmasında önemli bir rol oynamıştır. Mehmet Rauf bu dönemde ikisi çeviri olmak üzere toplam yirmi iki hikâye yazar. Bu hikâyelerin birçoğu 1908’den sonra çeşitli kitaplarında bir araya getirilir. Mehmet Rauf’un Servet-i Fünun dergisinde vermiş olduğu en büyük hizmetlerden birisini “tenkitçiliği” oluşturur. Mektep dergisinde yazdığı Tarih-i Hikâye’nin ardından Servet-i Fünun dergisinde Tekâmül-i Tenkid’i kaleme alır. Edebi gelişimin esası olarak kabul ettiği tenkitin Batı’daki seyrini vermeye çalışan Mehmet Rauf bu edebiyatın bilinmeyen yönlerini açıklamaya çalışır. Bizdeki roman ve hikâye anlayışı hakkında bilgi verir ve olması gerekeni ifade eder. Bunlara ek olarak arkadaşlarının vermiş olduğu eserleri değerlendirmenin yanı sıra onları tebrik eder ve amaçladıkları edebiyatı açıklamaya çalışır. Topluluk olarak yaptıkları çalışmaların edebiyat sevgisinden kaynaklandığını belirtir ve kendilerine karşı yapılan saldırılara cevaplar verir. Edebiyatı kendisi için Nirvana olarak gören Mehmet Rauf, insanlığa edebiyat kadar önemli başka bir vasıta ile hizmet edilemeyeceğine inanır. Böyle bir iddianın sebebi dönem yazarlarını etkileyen ve örnek aldıkları yazarlar olan, Flaubert, Daudet, Goncourt’lar, Maupassant ve Bourget gibi yazarlardır. Servet-i Fünun dergisinde toplanan edebiyatçıların oluşturdukları sanat bu şahsiyetlerin etkisi çerçevesinde gerçekleşir. Kendini ‘müceddid’ olarak da değerlendiren Mehmet Rauf, Edebiyat-ı Cedide hareketinin ‘ihtilal-i edebi’ olduğunu söyler. Mehmet Rauf’un Servet-i Fünun döneminde yazdığı Eylül romanı ilk psikolojik roman olma özelliğini taşır. Batı edebiyatından aldığı bir tema üzerine kurulmuş olan bu eserde karakterlerin ruh çözümlemesi yapılır. Tek eserlik deha olarak tanımlanan Mehmet Rauf’un çalıştığı Servet-i Fünun dergisinde, Fransız Devrimi’ni hatırlatan bir yazı yazılmasının ardından derginin kapatılması ile Servet-i Fünun topluluğu dağılır. Hayatının geri kalan döneminde bu topluluk ortamını arayan Mehmet Rauf hep o döneme sadık kalmaya çalışır. İkinci Meşrutiyetin ilanının ardından edebi faaliyetlerine devam eden Mehmet Rauf doğrudan edebiyatla, tiyatroyla ve gazetecilikle ilgili çalışmalar yapar. Bir Zambak’ın Hikâyesi adlı eseriyle ciddi bir edebi taviz vererek edebiyat alanında düşüşe geçer. İşlediği konu itibariyle toplum ahlak kurallarına aykırı bulunarak toplatılan roman döneminde büyük ilgi de uyandırmıştır.

Mehmet Rauf’ın Eserleri:

1.Ferda-yı Garam (1897),

2. Eylül (1901),

3. Bir Zambak’ın Hikâyesi (1910),

4. Genç Kız Kalbi (1912),

5.Bir Aşkın Tarihi (1912),

6. Menekşe (1915),

7. Karanfil ve Yasemin (1925),

8. Böğürtlen; Gelincik (1925),

9. Define (1926),

10. Kan Damlası (1927),

11. Halas, (1929),

12. Harabeler 1926,

13. Kâbus (1928).

Hikâyeleri: İhtizar (1909), Âşıkane (1909), Son Emel (1913), Hanımlar Arasında (1914), Üç Hikâye (1919), Kadın İsterse (1919), Pervaneler Gibi (1920) İlk Temas İlk Zevk (1922), Aşk Kadını (1923), Gözlerin Aşkı (1924), Eski Aşk Geceleri (1927), Safo ile Karmen (1920), Yara, 37 Düşmüş (1893), Düğünden sonra (1896), Şüphe (1896), Yağmurda (1896), Zeynep (1896), Meslul (1896), Bahçede (1896), Bir Küçük Aşk (1896), Komşu Arasında (1909), Mabud (1921), Canavarlar (1928).

Kaynak: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Emile Zola’nın Thérèse Raquın ve Mehmet Rauf’un Eylül Romanlarındaki Evlilik, Aldatma ve Pişmanlık Konularının Analitik Olarak Karşılaştırılması, Özgür Koçak, Yüksek Lisans Tezi, 2007, Eskişehir.

 

Yazarın Diğer Kitapları

Elips.com.tr